rejim başlangıcı

Pazartesi, Ocak 04, 2010

sabah başladm bakalm çotanakla sonra siyah çay, bitki çayı.. bu sefer bırakmamam lazım kilolar artıp duruyo ya günlük.. yürüyüşede başlayım diyorum bakalm nolcak.

Kaç kopyayız biz..?

Cumartesi, Eylül 05, 2009

Hiç düşündünüz mü orjinal kişiliklerinizden

Kaç kopya çıkarılabileceğini?

Kaç farklı hayatı birarada yaşadığınızın far­kında mısınız?

İstemeden yaptıklarınız isteyip yapamadıklarınız, gündüz yapıp gece pişman oldukları­nızla nasıl çaresizce baş­ka başka dünyalara doğ­ru kanat çırpmaya

çabaladığınızı farkediyor musunuz?

Bir dost nikahının or­tasında birden bastıran hüznün, bir büyüğün ce­nazesinde karşılaştığı­nız eski bir sevgiliyle çı­kagelen coşkunun, sizi nasıl kopya kopya çoğalttığını ve tek bir sizden ne çok sizler yarat­tığını biliyor musunuz?

Sınırlı bir hayatı çabucak tüketmek için dörtnala koşturup dururken, bir an olsun, durup, geride kaç farklı ayak izi bıraktığımıza dikkat ediyor musunuz?

Halen sinemalarda gösterilen "Multipli city" (Dördümüze Bir Eş) işte bu sorulara ya­nıt arıyor. Filmin kahramanı (Michael Kreaton) çağdaş bir hastalığın kurbanı; işinden başını kaldıramayan, oradan oraya koşturmak­tan ne evine, ne sevdiklerine zaman ayıramayan ve sonunda hiçbirşeyi doyasıya yasayama­dan bitkin düşen bir "işkolik"...

Bu çıkmaz sokakta debelenip dururken in­sanların benzerim üretmeyi başarmış bir genetik araştırmacıyla tanışıyor ve kendisinden bir kopya çıkarttırıyor. Böylece işine aslını, evine kopyasını göndererek durumu idare ediyor. Ancak zamanla bu da yetmez oluyor. Kopyalar önce üçe, sonra dörde çıkıyor. So­nunda aynı adamdan, çılgın, serseri, evcil, iş­kolik kopyalar türüyor.

Yönetmen Harold Ramis, güncel bir sûru­nu sinema teknolojisinin de yardımıyla ve mizahi bir dille perdeye taşırken, çağdaş İnsanın iç dünyasındaki kimlik krizini ve karmaşayı da olanca çıplaklığıyla sergiliyor.

Senaryoya bakınca sormadan edemiyorsu­nuz:

Sahi kaç kopyayız biz?

Aynı beden içinde kaç farklı ruh halini aynı anda yaşayıp, kaç farklı kişiliğe bürünebiliyoruz?

Bu kişiliklerin hangisi biziz, hangisi fotoko­pimiz?

James Bond filmlerindeki kibar, yakışıklı ve aynı zamanda da güçlü İngiliz salon erkekle­rini hayran hayran izleyen kadın mı size daha yakın, yoksa motorsikletli bir James Dean serseriliğine tutulup maceralar özleyen mi?

Ne zaman Maryl Streep'in çehresindeki duruluğun ve gizemin büyüsüne kapılıp din­gin hayatlar hayal ettiğinizi, ne zaman herşeye boşverip Madonna'nın isyana ve günaha çağıran sesine koştuğunuzu kendinize itiraf edebilir misiniz?

Huzurlu bir dağ başında sadece ırmak şırıl­tısı ve kuş sesleriyle sakin bir hayatı düşleyen bıkkınlar mısınız, yoksa deniz kenarında bile televizyonlarım ve cep telefonlarını elinden bırakamayan gönüllü kent mahkumları mı? Ya aynı anda ikisine birden özenmenizi nasıl açıklayacaksınız..?

Hangi kopyanız "Kaçıp gidelim uzaklara diyor, siz sıkı sıkıya bu topraklara bağlı dururken...

Üfürükçülük adı altında bastırılmış içgüdü­lerinden cinsel fantaziler üreten din adamla­rını, ölümcül hırslarını sahte bir gülücükle maskeleyen siyaset ikonalarını, maçlarda bi­rer küfür mitralyözüne dönüşen kibar işa­damlarını görünce sistemin ne çok kopya ürettiğine şaşıyor musunuz?

Kinler, sevgiler, öfkeler, kahkahalar ve göz­yaşlarıyla örülmüş, çok kopyalı bir hayatı na­sıl kendinize bile söylemeye cesaret edemedi­ğiniz bir tür iki (üç-dört..?) yüzlülükle yaşayıp gittiğinizi farkediyor musunuz?

Her akşam haberlerin karşısında genç me­zarların ardından gözyaşı dökerken, sonra nasıl birden unutup kendi bencil dünyanıza çekilebiliyorsunuz?

Resmi bir toplantının ortasında, aklınızdan masanın üzerindeki kalın raporun sayfaların­dan oyuncak uçaklar yapıp, tek tek aşağı at­mak geçerken hala büyük bir ciddiyetle kös kös oturuyor olmanızı gülümseyerek mi ha­tırlıyorsunuz, üzülerek mi..?

Aklınızdan geçeni yapamamanın, ruhunuz kopya kopya çoğalırken asıl hayatı tek kopya olarak tüketiyor olmanın bedelini biliyor mu­sunuz?

Kopyalarınızı, orjinal kimliğinizle konuştu­ruyor musunuz hiç...?

İçinizdeki canavar, ruhunuzdaki melekle hesaplaşıyor mu?

Hangisinin ne zaman, nasıl ortaya çıkacağı­nı denetleyebiliyor musunuz?

Siz kopya sandıklarınızın bir bileşkesi misi­niz, yoksa kopyalarınız da aslınıza mı benzi­yor?

Bilmeden her kopyada aslınızı yeniden mi üretiyorsunuz?

Göçüp giderken ardınızda kaç asıl, kaç su­ret bırakacaksınız?

Kaçının hatırlanmasını isteyecek, kaçından utanacaksınız?

Sahi, kaç kopyasınız siz...?

Hangisi sizsiniz, hangisi fotokopiniz...?


Can DÜNDAR

Çarşamba, Kasım 26, 2008


uzun zaman olmuş yazmayalı.. bazı eski bloglara baktm da kimi gitmiş kimi devam ediyor yazmaya. tema filan değiştirmeyeli uzun zaman oldu açıkcası kendi bloguma bile girmiyordum adresini unuttum mu ki dedim hatta bi ara :) öle işte..

Pazar, Temmuz 13, 2008

300. yazımmış ne çok olmuş..

dün doğum günümdü (her zaman doğum günümde yazardm bu sefer öle olmadı demek ki paylaşılan insan sayısı arttı msjlar geldi hiç beklemediğim insanlardan.. unutmamışlar halbuki ben onların yaş günlerini hiç bi zaman hatırlamam hediyeler aldm sarı bi ördek :):) selcandan aklıma mükü geldi o çok sewer :)) yaş 23 olmuş hep bişiler oluyor başlıyor bitiyor ve zaman geçmeye dewam ediyor.. sanki yaşamıyorz hissetmiyoruz bu bendeki ben deil sanki.. değiştim sanırım veya değişmem gerekiyordu bilmiyorum..

naptım yazmayalı çok bişiler anlatmıycam genelleme yapcam... alanyaya gittim müküyle çok güseldi yandm kara mı oldum kırmızı mı bilmem ama şimdi derim yüzülmekte ve bende kaşınmaktayım :) ondan başka işe gidip gelmekteyim ders çalışmam gerek her zamanki gibi çalışmıyorm yaa ne zaman kurtulcam ben bu derslerden filan sıkıldım artık.. bu kadar yeter bu sefer :) görüşmek üzere blogum.. özle beni..

Çarşamba, Haziran 18, 2008

BAZEN YILDIZLARI SÜPÜRÜRSÜN!

Fark Edilen Tüm Anlara

“Bazen yıldızları süpürürsün farkında olmadan
Güneş kucağındadır bilemezsin
Bir çocuk gözlerine bakar, arkan dönüktür
Ciğerinde kuruludur orkestra duymazsın
Uçar-gider koşsan da tutamazsın”

William Shakespeare

Salı, Haziran 17, 2008

yan taraftaki chat şeysine çok salaksın diyen herkimsen tşk ederm herkes salaktır biras ama senin kadar olamaz galiba ahahahah

Salı, Haziran 10, 2008


yaz gününün hafif yağmurlu bi günü.. dizimde laptop abim yanımda bişiler anlatıo :)) norah jones söylüyo come away with me in the night... hadi geç oldu yatalımm iyi geceler..

Pazar, Nisan 27, 2008



hoşuma gitti baya güsel sölemiş çocuk en azından serdar ortaçtan dinlemioz ya ona bakmalı :)
yazacak çok şey var aslnda bu aralar geceliyorz işler o kadar yoğun ki.. değişiklik oldu ama bana :)) bazen polyanacılık mı oynuyorum acaba diyorum içimden.. bilmem ki!!

açıköğretim sonuçları açıklanmış idare eder işte.. hayat hızla akıp gidiyor.. hiç bu kadar az yazmamıştm sana dimi günlüğüm unuttum sanma.. paylaşacak pek bişi kalmadı sanki..

Pazar, Nisan 06, 2008




yazacak bişiler var mı?? aslında var gibi yok gibi işte bi seneyi geçti işe girişim daha dün gibi zamandan bahsediyorum aynı tarihin tekerrür etmesi gibi..

*bitmiyor ayrılık,
bitmiyor gönlümün hicran, hicrann, hicran yarasıı...

*bir demet yasemen

Çarşamba, Şubat 27, 2008

hiç yapmamıştm bunu blogumu ilk açtığımdan beri, ama artık pek önemi kalmadı yorumların.. (nasılsa bi kaç kişi okuyo) önceden birileri yorum yapsa diye beklerdm hatta hatırlıyorum da tuğbaa'yla comment kutlamaları bile yapıoduk ne günlerdi heh tuğba nerelerdesin sen ya gelirsen 3 kere vur :) üni.yi kazanıp bizleri unuttun galiba neyse...

hayat dewam ediyor işte günlüğüm bazen ağzıma gelio kelimeler yazacak yer bulamıyorum.. bazende bomboş oluyorm şişenin dibi gibi.. iş-ew arası gidip gelmekteyim hala.. arada yol değiştiriyorum kulağımda müzikle.. şimdi de teoyla birlikte hoşçakal* diyorum bi başka postta görüşürz..

*kupa kızı sinek valesi-teo

not: recep ivedik e gittim pazartesi günü çok komikti ya karnım ağrıdı gülmekten çok ayı ya :)

Cuma, Şubat 15, 2008

şöle bi eski fotolarıma baktm da baya değişmişim ben ya.. bunu yazmıycaktm neyse ben uzun zamandır yazmıyorum daha doğrusu yazamıyorum modemimiz yüzünden, yazacak çok şeyim vardı mesela rüyalarımı toplasam bissürü post olur ama yaşlılık mıdır nedir unutuyorum zaman geçince.. bak sevgililer gününde de yazamadım ilk defa, o şarkı aklıma geldi ama :)) helal olsun bana valla imkansızı başardımm.. nıı.. nı..nnıı... kankam "buğünü umarım ömrün boyunca benimle kutlamak zorunda kalmassın" dedi :)))) bende bugünü kutladm aslında saplar günü :))

neler oldu neler aslında :p teo nun o albümü çıktı şu an da dinliyorum bazıları çok güzel olmuş bazılarıysa bir o kadar iğrenç. hayatımda ilk defa loto toto sayısal gibi bişiler oynadm ve 2 tutturdum bi de bana şanslı derler pehh! tel.im bozuldu kaç yıldır beraberdik halbuki mafolmuş yazık.. aslında tel. kullanmamak güzel bişi bi kaç kez millete saati sordm o kadar işe geç kalıyor muyum die.. başkada hhe bi de kankamın sewgilisini işletemedim pek :)) yazık çocuğa..

sorumluluk iyice artıyor işde bir o kadar da korkuyorum aslında doğru düzgün bişi bilmezken sorumluluk almak..

günler her zamanki gibi işte.. çabuk çabuk ilerliyor sanki bi kovalayan varmış gibi yapacaklarımın listesi de gün be gün artıyor ama başlayan bişilere kim..?

Çarşamba, Ocak 16, 2008

kaçıncı kar bu yağan? kaçıncı sawaş bu hastalanmamak için? hayat böle sürüp gidiyor işte yazacak bişi yok be günlüğüm sabah 8.30 da işe geliyorum çalış, muhabbet, sıkıntı, müzik, kahkaha.... saat 5 de çık ewe doğru yol al...... sürüp gidiyor işte hayat... monoton mu? cık cık cık..

Salı, Ocak 01, 2008



lise yıllarımdaydı sanırım yine bi yılbaşı arifesiydi sabah soğukta okula gidiyordum veya öle hatırlıyorum.. radyoda bu sözler vardı

...
"kaç kez mektup aldınız bu yıl? eski bi dostunuzu aradınız mı hiç?
kimseyle barıştınız mı bu yıl?
aslında mutlu olduğunuzu kaç kez farkettiniz bu yıl?
....

iyi bir yılın bunlar gibi birçok küçük şeye bağlı olduğunu düşündünüz mü bu yıl?
yayılın çimenlerin üzerine
er ya da geç çimenler yayılacak üzerinize..

Can Dündar


Pazartesi, Aralık 31, 2007


bi yılbaşı daha geldi! bi yıl ellerimin altından ne çabuk da kayıp gitti..
hoşgeldin 2008 umarım mutluluk, sağlık,para (filan filan.. ıvız zıvır.. ) getirirsin bana...!

Perşembe, Aralık 20, 2007

bir bayram daha geldi çattı hatta çatmayıp kapıdan içeri girdi :)

herkese iyi bayramlar..

Cuma, Aralık 14, 2007

"O", "Onu" ebelemiş-söbelemiş "O", "Onu" böle böle dönüp dolaşıp bana gelmiş ebe-söbe sırası yine.. ashkar saolsun dokunmuş parmaklarının ucuyla ve bana geçmiş sıra.. :)

Ben küçükken, öle yaramaz bi çocuk değişmişim, annem kırmızı, beyaz ayakkabılar almış bana maviye çalan gözlerim varmış, herkes öpmek istermiş, babamda nazar değecek diye korkarmış.. :))

İlk kopyamı, ilkokulda çektim sanırım pek hatırlamıyorum..

Aslında ben, şimdiki hayatımdan memnun birisi değilim ama zaman ilerleyince eskiyi özlerim..

En saçma huyum, bazen sebepsiz moralimin bozulmasıdır.


Cep telefonumu, sadece msj çekmek ve arada konuşmak için kullanırım bi de sarjı hemen bitmese ne güzel olacak sanırım değiştirmem gerekio..

Aşk dediğin, var mı yok mu bitiyor mu ne zaman başlıyor... kısacası kocaman bi ?

En sevdiğim blog, bu soruyu bazıları gibi es geçiyorum :))

şimdi geldik en can alıcı kısma belki yazmazlar ama söbeleyim yine de :)
mich
un4
lebron
Sunshine


bir dahaki ebe-söbede görüşmek üzere... :)

günaydın blogum :) naber benden iyilik işte.. işler beni beklio :)

yılın ilk karı düştü lapa lapa yağıyo.. dün gece diyordum kar ne zaman yağacak diye! [bayramdan sonra yağsa bari dedim sonra da belli olmas ama demiştim:)] sarı atkımı şapkamı aldım eski günlerdeki gibi mükü olsaydı dalga geçerdi şimdi sar sarrıı sarııı diye :D çok özledim seniii...


Salı, Aralık 11, 2007




Sevgide güneş gibi ol,


dostluk ve kardeşlikte
akarsu gibi ol,


hataları örtmede gece gibi ol,
tevazuda toprak gibi ol,


öfkede ölü gibi ol,
her ne olursan ol,
ya olduğun gibi görün,


ya göründügün gibi ol.




2 yıl konyada yaşadım ama bi türlü gidememiştim şeb-i aruz törenlerine bu sene patron saolsun gidebildik.. :) çok güzeldi ya.. o ney sesinin insana verdiği huzur bi başka, gerçi bazı arkadaşların uykusu gelmiş ama :)) Ahmet Özhan vardı birde ilahiler söyledi. yorulduk ama değdi doğrusu bir de arkadaşım oldu tatlı bi kız :)

Salı, Aralık 04, 2007

günler ne kadar da çabuk geçiyor dimi günlüğüm.. yıllar da böyle çabucak geçip gidiyor işte.. belki de iki nokta yetmez buna neyse!

Cumartesi, Kasım 17, 2007

The Secret

"Kendinizi moralsiz hissettiğimizde bunu çabucak değiştirebileceğinizi biliyor musunuz? Güzel bir müzik çalarak ya da söyleyerek ruh halinizi değiştirebilirsiniz güzel şeyler düşünmek de işe yarar bir bebeği ya da çok sevdiğiniz birini düşünün ve bu düşüncede kalın bu düşünceyi zihninizde tutarak ondan başka hiçbir şeyin size ulaşmasına izin vermeyin kesinlikle kendinizi iyi hissedeceksiniz bunu size garanti ederim.."


öle mi gerçekten bilmiyorum ben denemedim pek.. secret önce sarıyo insanı ama sonra sıkıyo önce diyorsun yapabilirim ben bunları sonra iyice ilerletiyolar işleri zönk diye kalıyosun :)